9 Mart 2008 Pazar

Oğlum...

Oğlum Barış Çınar'a


O bir bebek.


Oğlum büyüdükçe (şuanda 11 ay 10 günlük) insana dair bizde bir çok şey öğreniyoruz, onunla birlikte karşılıklı bir öğrenme ve paylaşım çabası içerisindeyiz.


O bize sabretmeyi ve basamakları teker teker çıkmayı anlatmaya çalışıyor, herkesin bildiği ama uygulamada çoğumuzun zorlandı başarısız olduğu sabır ve azmi öğretmeye çalışıyor.


Gerçekten ne kadar zor geliyor bana sabretmek hemen oluversin herşey istiyorum çoğu zaman ama düşündüğümde eğer öyle olursa yaşamanın ne anlamı kalacak diye düşünmedende edemiyorum. Paylaşmadan, sevmeden, konuşmadan, dinlemeden, okumadan ve öğrenmeden yaşamanın ne anlamı olacak?


Oğlumla birlikte öğrendiğim bir şey var; paylaşma duygusu öğrenilmiyor, doguştan insana atanan duygulardan birisi. Sonradan geliştiğini düşünmüyorum şuanda ancak köreltildiğini düşünüyorum. Oğlum'un en büyük zevk aldığı yaparken çok mutlu olduğu sabırla beklediği bir görevi var (bunu kendine görev edindi) oda sabahları güvercinlerini beslemek. Sabah erkenden kalkıp oyun odasına geldiğimizde hemen karşı apartmanın çatısında o günkü nimetlerini sabah kahvaltılarını bekleyen güvercinleri görünce gözleri bir başka gülüyor. Belliki oraya onlar için gelmiş. Sanki arlarında bir iletişim var önceden randevu vermişler yaarın sabah aynı yerde buluşalım diye ve karşı taraf sözünü tutmuş ve orada. Hemen benimle göz göze gelerek bana ''hadi baba güvercinlerimin yemini getir'' dediğini duyuyorum ve bir avuç bugday'ı getirip camın önündeki taşın üzerini eşit olarak itina ile dağıtıyorum. Artık ben daha elimi camdan çekmeden harekete geçen güvercinlerle birlikte oğlumda onların duyguğu heyecanı ve mutluluğu hissederek kalorifer petegine tutunarak ayağa kalkıyor, sesizce ve haretsiz bir şekilde onların kahvaltılarını bitirmesini bekliyor. O kadar nazikki onları ürkütmemek için kılını bile kıpırdatmıyor. Biliyorki onlar çok ürkek ondan korkuyorlar onları kırmak için gösterdiği dikkat gerçekten görülmeye değer ve anlatılacak gibi birşey değil. Eğer onların doymadığını düşünüyorsa tekrar bana dönerek aaah.. diye seslenmesi ''baba doymadılar birazdaha yiyecek getir'' diyor ve onları doyurana kadar sabırla bekliyor camın önünde. Bu paylaşımı izlemek insana ne kadar gurur ve mutluluk veriyor anlatamam.


Ya paylaşma duygusuna ne demeli doğuştan gelen bu duygu kendisini bizim evde şöyle gösteriyor; Barış Çınar havuç kemirirken önce birkez ısırmam için bana uzatıyor havucunu sonra tekrar kemirmeye devam benimla paylaştığı için mutlu çünki biliyorki biraz sonra bende onunla sevgimi paylaşacağım arda gözleri dışarı kayıyor ve kaşı çatıda güneşlenen kuşlar geliyor gözünün önüne ve havuç birden onalra doğru uzatılıyor. Cam kenarına gidiyoruz ve havuç cama vuruluyor, gelin kuşlar gelin kuşlar diyerek ben kuşları çağırıyorum ama kuşlar havuç yemezki üzgün gözlerle bana bakıyor sanki niye sevmediler der gibi..


Ben bu oalydan sonra paylaşma duygusunun doğuştan gelen bir duygu olduğuna inanıyorum.


Bakalım bize daha neler öğretecek tosunum benim.


Oğlum Sen Mutlu ve Güzel Yaşa...

Seni Seviyorum.

Merhaba...

Selam arkadaşlar.

Daha önce yaratmış olduğum ve teknoloji haberlerinden bahsettigim ve tecrübelerimi paylaştıgım blogumdan sonra hayata dair beğendigim yazıları ve bazende kendi duygu ve düşüncelerimi koymayı düşündügüm blog'uma start veriyorum..

Birlikte yeni ufuklara açılmak dileklerimle...